Ocak 2005 Sayı: 4                                            Bültenimiz her ay  yayınlanır                                                   Basın ve Halklaİlişkiler Müdürlüğü         

Doç. Dr. Halit KESKİN  

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü

 keskin@gyte.edu.tr

KALİTEYE TARİHSEL BİR BAKIŞ

           Kalite ile ilgili ilk kayıtlar M.Ö. 2150 yılına kadar uzanmaktadır. Ünlü Hammurabi Kanunlarının 229. maddesinde şu hükme yer verilmektedir; “Eğer bir inşaat ustası bir adama ev yaparsa ve yapılan ev yeterince sağlam olmayıp ev sahibinin üstüne çökerek ölümüne sebep olursa o inşaat ustasının başı uçurulur.” Fenikeliler’ de oldukça etkili yaptırım yolları olduğu anlaşılmaktadır. Fenikeli bir denetçi, kalite standartlarına bir aykırılık gördüğünde bunun tekrarlanmasını kesinlikle önlemek için kusurlu malı imal edenin elini kesme yetkisine sahipti (Standart, 1996, S. 89-90).

           Kalite sorunu tarih boyunca insanoğlunun zihinsel süreçlerini uğraştırmış bir konudur. Medeniyetin ilk çağlarından itibaren sanayi devrimine kadar olan kısımlara inilecek olursa, kalite özellikle zanaatı elinde bulunduran kişilerin sorumluluğu altındaydı. Bunlar ürünün üretilmesinden, imalatından, hammaddesinden sorumludurlar. Kendi tasarımlarını müşterilerine sunabiliyor iken sanayi devriminin gerçekleşmesi ile birlikte çok sayıda işçinin çalışması, benzer ürünleri çok büyük miktarlarda üretmesi söz konusu oldu. Bu dönemlerde kalite, daha ziyade dükkanda bulunan satıcının veya işçiler arasından seçilen deneyimli bir kişinin sorumluluğuna verildi.

          1930’ lu yıllara doğru özellikle birbirini değiştirebilen, bileşenlerin imalatı söz konusu olduğunda firmalarda muayene departmanları oluşturuldu. Bu muayeneden sorumlu departmanların görevi ise iyi ürünlerin kötü ürünlerden ayrılmasıydı. Muayene departmanları ürünün kalitesinin belirlenmesinden sorumlu oluyor ve imalat fonksiyonundan sonra devreye giriyorlardı. Bu aşama aynı zamanda İstatistiki Kalite Kontrol olarak da isimlendirilmektedir. Bu dönemde standartlar geliştirilmeye başlanmış ve tüketiciyi koruma yolunda önemli mesafeler kat edilmiştir. Tüketici hareketlerinin gelişmesiyle birlikte teknolojik ilerleme ve savaş sonrasının ekonomik çöküntüsü ikinci dünya savaşı ertesinde yeni kalite kontrol tekniklerinin kullanımını gündeme getirmiştir.

         İkinci dünya savaşı sırasında bir başka deyişle 1940’ lı yıllarda, üretimin artmasına bağlı olarak istatistiki kalite kontrol teknikleri geliştirildi ve bu şekilde muayene maliyetlerinin düşürülmesine çalışıldı. Daha sonra da özellikle seri imalat şeklinde üretimi sürdürülen askeri malzemenin imalatında maliyetin düşürülmesi hedeflendi. 1950’ lerin ortalarında imalatla uğraşan bir çok firmada kalite kontrol departmanları oluşturuldu. Bu departmanların fonksiyonları daha ziyade operasyon veya işlem teknikleri ile ilgili olmaktaydı. Özellikle kaliteyi gerçekleştirmeye yönelik olarak hem kontrol hem de düzeltme ile ilgili faaliyetleri kapsamaktaydı.

        1970’ li yıllarda Japonya’ da kalite ile ilgili çok önemli gelişmeler kaydedildi. Japonlar kaliteyi batılılardan öğrendiler ama batılılardan daha iyi uyguladılar. Kendilerini verilen iki şeyi doğru yaptılar;

        Bunlardan birincisi, Amerikan işletmelerinin ve endüstrilerinin üst kademelerinde yer alan insanları (Amerikalı kalite uzmanları olan J.M. Juran, W.E. Deming ve diğer kalite otoriteleri) büyük bir dikkatle dinlediler. Organizasyon içinde kalite kontrolü için sorumluluklarını tanımladılar. Kalite kontrolü üstten başlar ve devam eder. Sonuç olarak birimlerin birbirleriyle kalite faaliyetlerini yeniden koordine ettiler. Bu koordinasyon gruplarından gelen düşünceler geliştirildi.

       İkincisi, Japonlar kalite kontrolünde ihtiyaç duydukları uzmanlaşmış aletleri, teknikleri, araçları ve prosedürleri geliştirdiler. Bilimsel örnekleme, kalite kontrol grafikleri, dağılım eğrileri ve diğer istatistiki metodları içeren bu araçları çok iyi kullandılar. Şimdi onlar kaliteyi nasıl değerlendireceklerini ve kalite problemlerini nasıl aşacaklarını daha iyi anlamış durumdalar. Bugün ise, Japonlar bu sorunları çoktan aştılar. Dünya Toplam Kalite Yönetimine doğru yol alırken, Japonlar sıfır hatalı üretime doğru yol almaktadırlar.

       Japonya’ nın kalite konusundaki başarısının sırrını resmi bir heyetle Japonya’ ya giderek kalite sistemlerini inceleyen bir İngiliz şöyle anlatmaktadır; Bir Japon kuruluşunda inceleme yapanlar, yöneticilerin kalite konusunda kalite konusunda her türlü şirket sırrını ziyaretçilere büyük bir açıklıkla anlattığını görünce şaşırıyorlar. Japon yönetici onlara “Kalite alanında tüm sırlarımızı sizinle paylaşmakta hiçbir sakınca görmüyoruz” diye söylüyor ve sonunda da ilave diyor. “Çünkü biliyoruz ki kalitenin asıl sırrı alışkanlıkların değiştirilmesine bağlıdır ve siz nasıl olsa alışkanlıklarınızı değiştiremeyeceksiniz.”

      Kalite kontrol kavramının büyük ölçüde kabul görmesi; kalitenin çok sayıda, birbiriyle ilişki faaliyetin sonucunda ortaya çıkan bir husus olduğu gündeme geldi. Söz konusu organizasyon veya firma bünyesinde bu faaliyetler farklı departmanlar tarafından gerçekleştirilmekteydi. Bu faaliyetler müşterinin ihtiyacının belirlenmesi doğrultusunda yürütüldü. Gerekli değerlendirmeler yapıldı ve tüketici ihtiyaçlarının karşılanması gündeme geldi. Sonuçta kalite güvenliği ürünün güvenilirliğini teşkil edebilmek için ve kaliteyle ilgili olan hususları karşılayabilmesi için o ürünün planlanmış bütün sistematik faaliyetleri olarak tanımlandı. Kaliteyle ilgili bu kavramların ortaya çıkması doğal olarak 1980’ lerde kalite kavramının daha da gelişmesine neden oldu. Artık herhangi bir firma bünyesinde kalite yönetimi dendiği zaman, yönetimin kendisinin tanımlamış olduğu kalite politikasının tamamı anlaşılmaktadır.

      Tüketici hareketlerinin evrenselleşmesiyle birlikte kalite rekabeti de evrenselleşmiştir. 1980’ lerde Pasifik havzasında başlıca ABD ve Japonya olmak üzere uzak doğunun dört kaplanı olarak isimlendirilen Güney Kore, Tayvan, Honk Kong ve Singapur’ da yoğunlaşmış olan bu hareket 1990’ lı yıllarda Avrupa’ nın bütünleşmesi ile birlikte daha da yaygınlaşmıştır. Bu hareket önümüzdeki yıllarda toplam kalite anlayışının giderek daha fazla önem kazanmaya başladığı Güney Amerika ülkeleri ve eski Sovyetler Birliği’ in dağılması ile ortaya çıkan cumhuriyetlerle birlikte diğer eski doğu bloku ülkelerini de içine alarak genişleyeceğini söylemek mümkündür.

      Bu gelişmelerin paralelinde; dünyanın neresinde olursa olsun her üretici firma, Başlıca ürünleri ile uluslar arası düzeyde rekabet edebilmek için tasarım, üretim ve satış yapabilme yeteneğini geliştirmek zorundadır. Bu zorunluluk, firma yönetimlerini gelecekte rekabetçi özelliklerini güçlendirecek şekilde temelinde kalitenin bulunduğu bir işletme kültürü ile stratejisini oluşturmaya yöneltmektedir.

     Günümüz rekabet ortamında gerek çalışanların gerekse müşteri ihtiyaçlarının ön plana çıkması, insanı keşfetme olgusunu da beraberinde getirmiştir. Bu olgu, bilim ve iş adamlarını yeni arayışlara yöneltmiş, sonuç olarak örgütteki her şeyin kaliteli olması anlamına gelen toplam kalite felsefesinin önemi artmıştır. Özellikle Japon sanayinin lokomotifi olarak adlandırılan bu felsefe Amerika ve Avrupa örgütleri tarafından da yaygın bir şekilde benimsenmiştir. Bu felsefeye göre çalışanlar artık iş yapan insan olarak değil işi yönlendiren insan olarak görülmektedir. Ayrıca bir işi en iyi bilen o işi yapan insandır felsefesi önemli ölçüde kendisini hissettirmeye başlamış ve çalışanlar yaptıkları işlerle ilgili olarak karar verme sürecine önerileriyle destek vermeye başlamışladır. Bu durum klasik yönetim piramidindeki alışılagelmiş usulleri devre dışı bırakmıştır.

GEBZE YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜNÜN KALİTE YOLCULUĞU

         Enstitümüzde kalite konusundaki gelişmelere duyarlı davranarak 2001 yılında Kalite Komisyonunu oluşturdu. Kalite Komisyonu ile birlikte Enstitümüzde tüm personeli kapsayacak şekilde Toplam Kalite Yönetimi çalışmalarına başlandı. Bu çalışmalar artık meyvesini vermeye yakın bir aşamaya gelmiş durumdadır. Türkiye de ilk kez kapsamlı bir şekilde bir üniversitenin tüm birimlerini içine alacak şekilde Toplam Kalite Yönetimi çalışmalarını yürütmesi ve belge için başvuru aşamasına gelinmiş olması önemli bir yol kat ettiğimizi göstermektedir. Enstitü içerisinde büyük bir sorumluluk üstlenerek çalışmaların bu aşamaya gelmesinde büyük bir çaba sarf eden Kalite Komisyonumuzu tebrik ediyoruz. Toplam Kalite çalışmalarında üst yönetimin kesin desteği ve çalışmaların arkasında durması önemli bir noktadır. Bu doğrultuda başta Rektörümüz olmak üzere diğer yöneticilerimiz çalışmaların aksamadan yürümesine önemli katkılar sağladılar.

     GYTE ailesi olarak unutmamız gereken önemli bir nokta şu ki; Toplam Kalite Yönetimi sürekli gelişme ve iyileştirmeyi hedef alan bir süreçtir. Dolayısıyla gelinen aşama bizleri atalete sevk etmemeli ve tüm birimlerimizin hizmet kalitemizi nasıl bir adım daha öne götürebiliriz düşüncesiyle meşgul olması önem arz etmektedir. Enstitü olarak bu kültürü içselleştirmeye başladığımızı düşünüyoruz. Son olarak Rektörümüzün slogan haline gelmiş bir sözü ile bitiriyorum: “Molalarda yaptığımız konuşmalar bile bir problemi çözmeye yönelik olmalıdır.